Pinokyo

Pinokyo

Çok şaşırttın beni!
Ama çok sevdim seni
Bak, ben bugün gerçekten bir rüya görmüştüm.
Rüyamda ormana dalıp, koca bir çam ağacını devirdiğimi ve elime aldığım bir testere ile parçalara ayırıp, odun yaptığımı gördüğümü falan anlatıyordum ki…
Meğer sen çam ağacından yapılmışsın!
Yani daha doğrusu ben seni çam ağacından yapmışım.
Yaşlıyım hatırlamıyorum.
Gerçekten unutmuşum…
Seni sandalyeye oturtup, etrafı toparlamak için arkamı döndüğüm de bana merhaba dediğin o anı hatırlıyorum sadece.
İşte o şaşkınlığı, sevinci ve o tarifsiz mutluluğu anlatamam.
Benim sana kavuşmam imkansızken,
Ben seni, el yordamıyla, işte o çam gözünden yapıvermişim meğer.
Yüz yılı geçkin bir süredir de anlatılır dururmuşuz meğer.
Seni değil de beni bir anlatışları var ki of of of of…
Yok efendim! Ben aslında çok kötü biriymişim de
Seni, benim istediğim gibi olman için şekle sokmuşum da
Sırf bunun için uğraşmış durmuş bencil biriymişim de
Yok efendim! Eğer sen akıllı, uslu, çalışkan, terbiyeli olursan,
Ben seni ancak o zaman seni severmişim de
Seni kalıplara sokup, canını sıkıp, bana kendini beğendirmek için sürekli hatalar yapmana,
Yalanlar söylemene sebep olmuşum da, falan da filan da…
Yalanlar da senin üzerine yapıştı kaldı gerçekten.
Ama benim yüzümden değil inan.
Öyle anlamak ve anlatmak istediler sanırım.
Zaten sen, toplasan toplasan şu koca yaşamında, iki ya da üç kez yalan söylemişsindir o kadar.
Bunu da bilmeden konuşup, anlatıp duruyorlar.
Seni yalancı olarak anlatıyorlar ve ben buna çok üzülüyorum.
Asıl mesele neydi biliyor musun?
Senin, asla iplerinin olmayışıydı asıl mesele.
Bunu fark eden o sirk sahibi, sırf bunun için düşmemiş miydi zaten peşine?
Asıl mesele, senin iyi kalpli, vicdanlı, merhametli bir çocuk olmandı.
Tahta olman, bu gerçeği asla değiştiremezdi ki ve benim için de asla değişmedi.
Sen çok istedin, belki benim çok istediğimi zannederek çok istedin gerçek bir çocuk olmayı.
Ama sen benim için zaten gerçek bir çocuktun.
Tahtadan bir çocuk.
Duyguları olan tahta bir çocuk.
Bütün kuklalardan farkın, bir çocuk olmandı ve iplerinin olmayışıydı.
Yani seni yönlendirecek, kötü hissettirecek, duygusuzlaştıracak,
Eliyle koluyla başkasına tabi bir kukla gibi hareket ettirecek kimsenin olmayışıydı farkın.
Biraz serseri, biraz hüzünlü, çokça çocuk, yaramaz, haylaz hatta her çocuğun söylediği kadar yalan söyleyen bir çocuktun sen.
Hepsi işte bu kadardı.
Sen ne bir kukla, ne de bir yalancıydın.
Sen, koca yürekli, sadece eti kemiği olmayan tahta bir çocuktun.
Benim çocuğumdun önce,
Şimdi bütün dünya çocuklarının arkadaşısın.
Belki de hepsinin masal arkadaşı.
Burnunu kestim bir iki kez ama sadece bir iki kez o kadar.
Ha bir de gerçek bir çocuğa dönüşmen o kadar da önemli değildi.
Ama sana bunu yapan mavi saçlı o peri anlattı bana,
Çok sevinmişsin gerçek bir çocuk olunca.
Aynaya bakınca da, tahtayken daha güzel ve sevimliymişim demişsin.
Elleri, kolları çivili tahtadan bir kuklasın belki kimilerine göre.
İplerin yok senin, sen kukla değilsin unutma.
Yalancı da değilsin.
Elindeki, bacağındaki çivilerle, sadece kalbini taşıyan tahtadan bir çocuksun.
Seni, dünya çocuklarının ellerine bırakıyorum.
Ve tüm dünya çocuklarına anlatılacak masallara hediye ediyorum.
Yüzyıllar boyunca anlatılacaksın.
Ve burnunda, hep bir çocuk, tüm saf yalanlarıyla oturacak.
(Unutma sen bir kukla değilsin, ben de kukla oynatıcısı değilim.Sen duyguları olan tahtadan bir çocuksun ama sadece bir çocuksun)

Baban Geppetto

İç döküş yazılarının tamamı için sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir