«
  1. Ana sayfa
  2. Kitap Alıntıları
  3. Korkulacak Bir Şey Yok***

Korkulacak Bir Şey Yok***

Korkulacak Bir Şey Yok

Montaigne, düşünü kurduğu gibi lahana ekerken ölmedi. Ölüm, bu kuşkucu ve Epikurosçuya, hoşgörülü deiste, sınırsız bir merak ve bilgiye sahip bu yazara, yatak odasında Kudas ayini yapılırken geldi: Tam da (anlatılanlara bakılırsa) okunup kutsanmış ekmeğin havaya kaldırıldığı anda. Katolik Kilisesi için örnek bir ölümdü bu -yine de Montaigne’in yapıtlarının bir yüzyıl içinde karalisteye alınmasını engelleyemedi.

 

Yirmi yıl önce, onun Bordeux yakınlarındaki evini -daha doğrusu, içinde yazılarını kaleme aldığı kuleyi- ziyaret ettim. Zemin katta bir şapel, birinci katta yatak odası ve üstte çalışma odası vardı. Dört yüzyıl boyunca, hem gerçekler hem de mobilyalar herhangi bir filozofun bilebileceği kadar doğrulanmış olmaktan uzaktı. Büyük denemecinin muhtemelen oturmuş olabileceği kırık bir sandalye vardı ya da bu sandalye değilse, bir benzerine oturmuştu. Rehber kitabın imalı ve kaçamaklı Fransızca’sında, yatak odası için, “Hiçbir şey bizi Montaigne’in burada ölmüş olabileceğini düşünmekten alıkoymuyor” ifadesi yer alıyordu. Çalışma odasının çatı kirişlerinde hala Yunanca ve Latince sözler vardı, gerçi bunlar birçok kez restore edilmişti; Montaigne’in evrenini oluşturan bin ciltlik kütüphane ise sağa sola dağılalı uzun zaman olmuştu. Raflar bile kaybolmuştu: geriye kalan tek şey, kitapların bağlanmış olabileceği D şekilli bir iki metal parçasıydı. Bayağı filozofça görünüyordu bu.

 

Montaigne’in son nefesini, belki de gözlerini havaya kaldırmış kutsanmış ekmeğe dikmişken verdiği (tabii hiçbir şey aklının lahanalarında olduğunu düşünmekten de alıkoymuyor bizi) yatak odasının ötesinde küçük bir platform var. Filozof oradan, düşüncelerini kesintiye uğratmaksızın alt kattaki şapelde yapılan ayini izleyebiliyordu. Yedi basamaktan oluşan dar ve görüş açısına uygun bir tünel, hem harika bir akustik hem de rahibi enikonu görme olanağı sağlıyordu. Rehber ve diğer turistler uzaklaştıktan sonra, bir çeşit saygı sunma içgüdüsü beni platformun üzerinde durmaya ve sonra da, bu merdivenimsi şeyden aşağıya doğru sürünerek ilerlemeye itti. İki basamak sonra, ayağım kaydı ve bir anda kendimi yan duvarlara doğru savrulmuş halde buluverdim, bu taş tünelden yuvarlanıp da aşağıdaki şapele düşmemeye uğraşıyordum. Orada sıkışmış halde, aşina bir rüyanın yol açtığı klostrofobiyi hissettim. İnsanın yeraltında, daralan bir boru ya da tüpün içinde, karanlığın gitgide arttığı bir ortamda, panik ve dehşet duyarak kaybolduğu bir rüya. Hiç uyanmaksızın, doğrudan doğruya size ölümü çağrıştırdığını bildiğiniz bir rüya.

The Cranberries – Dreams

Bir Cevap Yaz

Sedii Hakkında

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *