«
  1. Ana sayfa
  2. Islak Saçla Dolaşıyordu İstanbul

Islak Saçla Dolaşıyordu İstanbul

Islak Saçla Dolaşıyordu İstanbul

Saat gece yarısını epey geçmiş, bu koca şehir çoktan üşümeye başlamıştı.
Sırtına aldığı mavi atlas yorgan ıslaktı Sultan Mehmet’ten bu yana.
Üzerine uzandığı, yakamoz lekeli çarşaf, Ay ışığında kurumamıştı hala.
Soğuktu gece ve ayakları üşüyordu bu koca şehrin.
Galata’dan tütün kokusu yayılıyor Tophane’ye, Galat-ı Meşhur oluyordu nargile.
Üşüyordu gece ve soğuktu bu koca şehrin ayakları.
Kaldırım taşlarının altında gizliydi Medusa.
Bu şehir için ağlıyor, sular taşıyordu yere batmış sarnıçlardan.
Kırk sabah namazında Hızır’a ışık olmuş Ayasofya, rutubet kokulu bir dehlizde son buluyordu.
Körler Ülkesinin karnına kadar çekip bacaklarını, kıvrılıyordu Sarayburnu’na kadar.
Isınmak için ana rahmine kadar dönebiliyor ama yine de doğuramıyordu Güneş’i.
Saat gece yarısını epey geçmişti.
Artık hiçbir sal, O’nu Kınalıya götüremeyecek,
Hiçbir kayık aheste çekemeyecekti küreklerini sırf mehtap uyanmasın diye.
Üşüyordu gece ve soğuktu bu koca şehrin ayakları.
Dumanını ciğerlerine kadar doldurmuş, bir izmarit kokusu kalmıştı ellerinde.
Neyin tiryakiliğiydi bu böyle?
Neydi gözlerine çöken bu bulutlu hal?
Bu efkar da neydi?
Soğuktu gece ve ıslak saçla dolaşıyordu İstanbul.
Ayakları denizi sallamaktan ısınmıyordu.
Deniz uyumuyor, İstanbul’un ayakları üşüyordu.
Tam dalmıştı ki, soğuktan ürperdi.
Saçları ıslak, ayakları üşürken, dalmak üzere olan denizi, gecenin soğuğunda yastığı ile alıp,
Yatağına koydu, üzerini örttü ve ay ışığını biraz daha karartıp çıktı.

İç döküşler yazılarının tamamı için sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Bir Cevap Yaz

Filiz Bingol Akgul Hakkında

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *