Hısım

İç Döküşler

Seslendi bahçeden ; ne olmuş bu ağaca hısım?
Kurtlanmış hay Allah bak işe!
Çabuk sobadan kül getir dökelim dibine,
Mahvetmiş agacı canı yanasıca!
Böyle seslendirdi yaşlı kadın hısım derdi ona akrabaydı çünkü, eş, yoldaş, hayat arkadaşı en mühimi de akrabaydı. Öyle aşkım, sevgilim gibi modern sözler yoktu onda. Hısımıydı, onundu, kocasıydı.Çünkü onunla büyümüştü daha sadece 15 inde gelinlik giyip ata bindirdiklerinde! Alıverelim seni teyzen oğluna beraber büyürsünüz demişlerdi.Bir evin bir kızıydı nazım geçer dedi, geçmedi büyüttüler yaşını attı imzayı.Korktu sevemem diye bir ömür kötü olur diye amma soruldugunda sevdim dedi ne kadar kızsam da ona, küssem de sevdim dedi. Kara ile ak gibiydiler. Yaşlı kadın ne kadar tez canlı ise yaşlı adam ise o kadar ağır kanlıydı.Her zaman yavaştan alırdı.Neyse gelelim mevzuya bu bizimkiler akıllarınca kül dökecekler agacın dibine , agaçtaki kurtları temizleyecek ızdırabını sona erdireceklerdi. Yaşlı kadının sesindeki telaş olay yerine müdahale için giden cinayet büro polisleri gibiydi.Kendinden emin daima olaylara karşı ne yapacagını bilen. Yaşlı adam ise düşünüp tartmayı seven olay yerine sonradan intikal edip olayın nedenini çözmek isteyen bir savcı edasında idi . Olay belliydi çözümü basitti aslında, külü al ve dök.Ama yaşlı adam ağırdan alıyordu yine ve yaşlı kadın asla ağırdan almayı sevmezdi. Hışımla kalktı ayaklandı. Bi kül istedik iyi ki kendin söyle kendin duy bu evde dedi. Yaşlı adam çaresiz düşünmeye mahal vermeyen bu kendinden emin kadına itaat etti. Önce sobanın paslı kovasını çıkardı dikkatle kadına götürdü ve döktüler elma agacının en dibine, ağacı iyi etmiş olduğunu sanmanın gururu ile eve girdiler. Günler günleri kovaladı ağaç günden güne ben gidiyorum demeye başladı. Seyrettiler uzaktan ağacı. Hatırına düştü dibinde yapılan öğlen şekerlemesi, altında oynanan evcilik oyunları, bayram gününe açılan sıcak ekmekler, sergi gerip patır patır düşen yemyeşil elmaların enfes tadı. Üzüldüler ama ellerinden birşey gelmedi. Ağaç kurdu agacın kaderiydi ve bizimkilerin tedavisi sonuç vermemişti. Koca karı ilaçları bu kez sınıfta kalmıştı.Yıllar yılları kovaladı kurdu ağaçtan kimse ayıramadı. Pes edelim dediler el ayak çekildi yaşlılık başa vurunca. O kurtlu ağacın gölgesinde ağıtlar yakıldı önce, yaşlı adamın cenazesine gelenler ağırlandı, sonra yaşlı kadının.Gözyaşları döküldü, o ağacı yeşertmek için her sabah elinde hortum bir ora bir bura gezen ihtiyarlara. Şimdi düşününce nerden baksan 10 yıl olmuş ne dal kalmış ne yaprak diyor insan . Kesilmiş dallarını da ızdırabı dinsin diye bir kenara koymuşlar. Neden mi? Belkide bize yaprak dökümümüzü o kuru dalları hatırlatsın diye.İnsanın yaşamının bir kurt ile elma kadar basit olduğunu anlatsın diye…

İç döküş yazılarının tamamı için sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir