Hamca Paralanmalar

Hamca Paralanmalar

Çünkü acayip paralanıyorum hata hırpalanıyorum şu sıralar. Akılsızca ve meteliksizce… Yok şu önümdeki zarflarla alakası yok! Kafam bunaldı hele şu yetki meseleleri beni benden aldı. Yetki alıp vermeler… Yerleştirmeler. Delireceğim yahu! Yalnız yaşayan biri olarak tamda kulüpleri düşünürken… Evet bir kulüp kurma fikri peydahlandı. Bende kendimden yola çıktım. Bekarlık üzerine yoğunlaştım. Ama ne kadar sisteme karşı duruş sergilemeye kalksan da oturuyorsun… Oluyorsun sistem içi. Şimdi bu kulübü bekar birkaç arkadaşla kurmaya kalksak manifestosunu bulmak gerekecek. Hadi o arkadaşları zarflanmadan bulduk. Ekrem Ağabeye manifesto diyemeyiz. O da bize ‘Oğlum bir emekli maaşım var. Beni yakmayın, kendinizi de yakmayın bu gominist muhabbetlerle’ diyebilir. ‘Yok abi, bizim o işlerle alakamız yok ‘diyene kadar Ekrem Ağabeyi okeye yancı olarak kaptırabiliriz. Neyse, amacı diyelim, siyasete girmeyelim. Şimdi bu kulübün amacı (Bak Ekrem Ağabeyi kaçırmadık) okey taşlamak ya da kâğıt helva kıtlamak olamaz. Çünkü bunu evlilerde yapabiliyor. Yani değişik bir… Hımmm… Sokak hayvanlarını korumak, kollamak ve barınak sağlamak olabilir. Elde kuru mama falan… Kes yapıştır kartondan kedi yuvası… Pisi pisi, gelin minnaklar… Yahu kulüple pek bağdaşmadı galiba. Evet. Dur… Gökyüzündeki yıldızları saymak… Olabilirde biraz boş iş görünümü verebilir. Aslında hiç değil! Onlardan bazısı yıldız değil gezegen. Bunun asteroidi var kuyruklusu var. Bazısı yıldız olsa bile sönmüş. Tabi, ölü onlar. Ölü sayıcılığı yapmış olacağız. Bir de ne zaman hangi yerden sayacağız… Yok, iş karıştı… Yanında manita yokken kimse mal mal yıldız saymaz. Bilim insanlarına, astronomlara hatta astrologlara lafımız yok. Onlar bu işi kendi adlarına ya da kurumları… Ahan da! Unvanı yani adını bulursak, amacını bulduğumuz ada göre şekillendirebiliriz.

Çarka Karşı Bekar Aşı Kulübü. Vay… Güzel oldu. Oldu mu? Dur yahu! Biraz lokanta ismi gibi oldu. İçime sinmedi. Bunun logosu da bir acayip olur. Düşünsenize; çark var kocaman üstüne yumurta kırılmış. Dumanı tütüyor… Amanın! Vallahi adamın biri içeri girerken ‘Benimki az pişmiş üçlü olsun’ diyebilir. Tabi çok pişmişte isteyebilir. Omlet, haşlama, çılbır… Sucuklu… Menemen ki tam uzmanlık ister… Menemen mi? Melemen mi? Bu hususta bile tam net değilim. Her neyse ticaret amaç değil araç olmalı. Lokanta sonraki iş. Hem amaç bir şeylere karşı olmak olmalı. Kısacası eleştirel bir soluk getirmeli… Çark güzel, düşünmeye devam edelim. Çarka Karşı Çarşı Her Şeye Karşı! Devrik, dandik hatta tekdüze oldu. Çarka Karşı Çarşı… Şimdi güzelde herkesi düşünmek lazım değil mi? Şu sıralar zaten bir gerginlik var. Üyelerimizi gergin bir ayırıma itmemek lazım. Zaten futbol muhabbeti bolca olacaktır. Baştan taraf olduk. Herkesi kucaklamalıyız. Tüm bekarları düşünmemiz gerek. Hem neden başkalarının futbol takımlarıyla ilgilenelim ki? Genel olarak takımlarla bir alıp veremediğimiz olmamalı. Olamazda! Bana sorarsanız herkes seçtiği takımı tutmakta özgür. Herkesin takımı kendine. İlla takım tutmakta şart değil. İstersen iki tane hatta üç… Diğer türlü o onun takımını, bu bunun… Neler yazıyorum amanın… Şu futbolu bırakalım çarka dönelim. Çarkı Devran Ederek Bozuldu Her Bir İşim. Şimdi güzel oldu ama uzun oldu. Neyzen Ustadan da izin almak gerekir. Medyum falan… Çık işin içinden. Hadi oldu da ruhu geldi. Sövdüklerinden sonra keşke dövseydi der altımıza ederiz. Hayır ustaya saygısızlıkta edemeyiz. Hadi diyelim izin verdi, biz ismi koyduk. Densizin biri ‘La usta usta diyonuz adam alkolikmiş ya la, rakıya ekmek banıyomuş!’ En başta ben uçarım üstüne. Dövmek ya da dayak yemek önemli değil. Ama her halükârda Rakıya ekmek banmadığını, rakı dolu tabağa ekmek doğradığını ifade edebilmek olur amacım. Bazı gerçekleri kavramalıyız artık! Tabi yinede kavga çıkar, bizim kulüp oldu mu dövüş kulübü?.. Dövüş Kulübü!.. Vat iz dı fayt klap, arakçı kaypak! Zaten kahvehanelerimiz daha o film yapılmadan hatta kitabı bile yazılmadan daha fena idi. Adı

Kardeşler Kahvesi olsada, kardeşlerle birlikte havada isteka, ıstaka, tabure, masa artık Allah ne verdiyse uçuşurdu. Tabi köy kahveleri başka olurdu. İçeride sarma tütünün kokusu, odun sobasının çıtırtılarına karışırdı. Üstünde kestane pişirilirdi. Hele kütüphanesi olan… Of! Yine saçmalıyorum. Dur buldum! Düşüş Kulübü. Nereden düşüyorsun ya… Entelektüel olduğunu iddia eden entel dantel, bir ton intihara meyilli, mastırbatör üşüşsün. Ayrıca çok kötümser oldu. Hem eylemsel olarak düşüşteyiz zaten. Gerçek Düşüş kulüpleri de var zaten. Paraşüt okulları var, banci campingciler var serbest uçuşçular var… Var oğlu var. Biz dönelim konumuza. Dönüş Kulübü… Hımmm… Biraz esinlenme var, ama oldu gibi. Dönüş ama nereye? Özümüze. Hangi öze? Doğaya. Ama kulüp bizim mahallede olacak. Yoksa Ekrem Ağabeylerin arsasında mı yapsak? Orada taşlar var. Taşların kayaların üstüne otururuz. Yok olmadı. Gözümde canlandırdım da… Hem tabelayı nereye asacağız? Hadi onu da bir kayaya yasladık, kışın ne yapacağız? Sezonluk kulüp. Hem millet dalga geçecek.’Şişt nereye dönüyonuz la, ana…’ diyemeden o lafı taşla değil, daşla karşılayan ilk ben olurum. Pekmezini çıkarana kadar!.. Nedir bende ki bu öfke yahu? Hem Ekrem Ağabey arsayı satıyormuş, köye gidiyormuş. Zaten giderken de elime şu davetiye zarfını tutuşturdu. İş yerinden de bir zarf… Aynı gün üç saat arayla iki arkadaşım daha kulübü kuramadan nikah kıyıyorlar. Kıymayın lan kendinize! Zarflar masanın önünde bana pis pis sırıtıyorlar. Oğlum ne kulübü yahu… Bir sen kaldın. O taşın üstüne bir sen yakışırsın. Sen onu bunu bırak, yarın altın işini nasıl halledeceksin onu düşün. Bak şimdi bende pis pis gülüyorum. Ne kulübü be! Başlığa baksana; en fazla hamca paralarsın işte. Paralan hırpalan…

Hikaye örnekleri için sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir